e-bülten

 

Avukat - Ahmet Emin ŞAHİN

Dünya dönüyor, İş Hukukunda yorum ilkeleri değişiyor

Sanırım 2002 yılı başıydı..... İstanbul İş Mahkemelerinden birinde İşveren Vekili olarak bir davada savunma yapıyordum. Yargıç sözümü keserek;
- Sen neden bahsediyorsun? Ben 68 kuşağıyım. Benim görevim işçiyi korumaktır. İşçi mutlaka korunmalıdır ve senin dediklerini anlamıyorum. Anlamakta istemem.
Bunun üzerine;
- Ben de 68 kuşağındanım. Ama bu mantık artık değişmeli, ülkemiz bu mantık yüzünden çok şeyler kaybetti. Artık sadece işçiye para vermek tarzında işçiyi koruma ilkesi, İş Hukukunun tarihsel boyutu içerisinde terk edilmesi gereken bir yorum ilkesidir. Yeni dünyada şüphesiz güçlüye karşı güçsüzü, yani işverene karşı işçiyi korumak gerekir. Ancak bu tek başına bir anlam ifade etmez. Biz artık tüketiciyi, işletmeleri korumak, global dünyada rekabeti de düşünmek zorundayız. Aksi takdirde bu ülke ve dolayısıyla çalışanlar çok şey kaybeder.

Sohbet tarzında gelişen bu duruşmayı bir anı olarak hiç unutmayacağım.

Bu gün Türkiye’nin içinde yaşadığı önemli işçi-işveren ilişkilerini etkileyen, dünden ve bugünden kaynaklanan sorunlar şunlardır. 1) 1980 öncesi yaşanan ideolojik sendikal olaylar. 2) İş yerini ve işvereni bireysel olarak değerlendirmeyen, sadece ücret zammı sendikacılığı yapan işçi ve işveren sendikalarıdır. 3) Zaman zaman yaşanan yüksek oranlı “Toplu İş Sözleşmesi” zamları sonucu işyerleri arasında adil ve dengeli olmayan ücret yapısındaki bozukluklardır. 4) İşçiyi koruma ilkesi adına işyerlerinin ödeme güçleri dikkate alınmadan Yargının kararlarıdır. 5) Bu ve buna benzer nedenlerle gelişmekte olan sanayi bölgelerinde gereksiz teknolojik yatırımlar yapılmıştır. 6)Türkiye’de sanayiciler ve profesyonel yöneticiler işçi-işveren ilişkilerinin geçmişte yaşanan sıkıntılarından dolayı işyerlerini dertsiz başım, problemsiz işim mantığı içerisinde yönetmeye çalışmaktadırlar. Artık bu mantığı ve İş Hukukunda sadece işçiyi bireysel olarak, ona mutlaka para verme anlamında koruyan yorum ilkelerinin terk edilme zamanı, yasal olarak da siyasal olarak da, kamusal olarak da gelmiş bulunmaktadır.

1936 yılından 10 Haziran 2003 tarihine kadar sadece işçiyi düşünen ülkemizin makro dengelerini düşünmeyen, yatırımcıyı canından bezdiren, bu nedenle de gereğinden fazla üstün teknoloji kullanılan, makro veya mikro işletmeler ülkemiz sanayisinde ve ticaretinde yer almıştır.
Unutulmamalıdır ki; yatırımcı yatırımı yaparken huzur, güven ve uluslararası normlarda istikrar istemektedir. Aksi takdirde, yabancı yatırımcılar ülkemize gelmiyorlar, yerli yatırımcılar işlerini büyütmüyor, yeni yatırıma gitmiyor, mevcut yatırımlarını üstün teknoloji ile donatmaya çalışmaktadırlar. İşte bu nedenledir ki; 10 Haziran 2003 tarihinde yürürlüğe giren 4857 sayılı İş Kanunu, mantık olarak ve yorum ilkeleri olarak da çalışma hukuku yaşamımızda yepyeni bir sayfa açması beklenmektedir.

Artık işçiyi korumak ilkesi sadece ve sadece işçiye para vermek ve onun daha az çalışmasını temin etmek olarak düşünülemez. Nitekim, geleneksel İş Hukuku düşüncesi içinde olan ilgililer de bu konuya adapte olmaya başlamışlardır. Artık, sendikalar toplu sözleşmeler ile işverenin yönetim, kural koyma ve düzenleme haklarına eskisi kadar müdahale etmiyorlar, etmeyi düşünmüyorlar ve etmek istemiyorlar. Çünkü geçmişin yanlışlıklarını çok ağır faturalarla ödedik ve ödediler. İşçiyi koruma ilkesi kadar, günümüzde önem kazanan diğer ilkeler de, tüketiciyi koruma, toplumun dengesini ve düzenini korumadır.

Bu düşüncelerle yeni İş Kanunu iyi irdelendiğinde ve yeni dünyadaki ekonomik göstergeler ile birlikte değerlendirildiğinde, klasik yorum ilkesinin artık geçersiz olduğunu bu görüşü savunan pek çok Öğretim Üyesinin görüşlerini terk etmeye başladığını görüyoruz. Sayın Prof.Dr.Aysel Çelikel “yeni dünyada gelişmekte olan ülkelerin ekonomileri klasik yöntemlerle uluslar arası rekabeti koruyamaz hale geldiler. Rekabet gücünün arttırılmasında üretim ve maliyet başrolü oynamaktadır. Bununla birlikte ister istemez işletmeler maliyeti düşürmek ve ucuz istihdama yönelme zorunluluğu ile hareket etmektedirler. İş hukukunun doğuş nedeni, işçinin temel ihtiyacı olan korunma içgüdüsü hiçbir zaman ihmal edilmemek durumuna, ekonomik ve sosyal boyut eklenmiştir. Bu toplumsal boyut kamu düzenini ilgilendiren bir olay haline dönüşüyor” demektedir.

Dünya ekonomilerinin geçirdiği evreler dikkate alındığında, günümüz iş hukukuna istihdamı teşvik edici bir misyon da yüklenmektedir. Yeni iş yasaları, iş yaratma politikalarına engel olmamalıdır. Bunun içinde rekabet gücünü arttıran, korumadan ön görmeye yönelen bir mantık içerisinde yorumlanmalıdır. Aksi takdirde, işçiye iş güvencesi sağlandığı sanılırken, gelir güvencesinin kaybolduğu ortaya çıkacaktır. İşçiyi korur ve yüceltirken mutlaka işleri ile bütünleştirilmeli ve gelecek nesillere iş yaratarak koruma süreci işletilmelidir. Bunun için de yorum ilkeleri içerisinde mutlaka işçiden çağın gereklerine uygun istihdam edilebilir niteliklerde olması veya gelişmeye açık olması özellikleri aranmalıdır. Aksi takdirde, işçiyi korumak demek, sadece işçiyi parasal olarak desteklemek olur ki; bu da ülkelerin üretim artışını teşvik etmelerine ve işsizlere iş bulmalarına engel olmaktadır. İşçiyi koruma ilkesi, geleneksel yorumlardan ayrılmadığı takdirde, sosyal politikacılar ve iş hukukçuları “iş bulmuş ve halen çalışanları” korumaktan başka bir iş yapmamış olurlar. Bu da konunun uzmanlarının tarih önündeki sorumluluğunu arttıracaktır.

Umarım, sendikalar sadece işçiyi değil, tüketiciyi, işyerini ve globalleşen dünyada, ülkemizin durumunu dikkate alarak toplu görüşmeler yaparlar. İşverenler de, çalıştırdıkları insanların emekleri ile geçinmek zorunda olduklarını, onların insan olduğunu ve bir sosyal çevresi olduğunu düşünürler. Amaçlarının sadece para kazanmak olmayıp, topluma karşı sorumlu olduklarını unutmamalarıdır.

Siyaset adamının gelecek seçimleri, devlet adamının gelecek nesilleri düşünmek zorunda olduğu gibi...... Uzmanlar da yorum ilkelerini geliştirirken, sadece mevcut çalışanı değil, işsizleri, iş gücüne katılacak gelecek nesilleri ve konunun ortağı tüm sosyal tarafları düşünmek zorundadırlar. Kızılderililerin atasözlerinde olduğu gibi “biz bu dünyanın sahibi değiliz, gelecek nesillere teslim etmek üzere emanet kullanıyoruz”
O halde, biz de yorumlarımızda gelecek ekonomiyi ve oyuncularını iyi düşünmek zorundayız.

Konuya ilişkin sosyal tarafların, sosyal uzlaşı içerisinde, yeni yorum tekniklerine göre çözülmeyecek hiçbir işçi-işveren sorunu yoktur.

Çünkü bu ülke hepimizindir.