|
Sanırım 2002 yılı
başıydı..... İstanbul İş Mahkemelerinden birinde İşveren Vekili olarak bir
davada savunma yapıyordum. Yargıç sözümü keserek;
- Sen neden bahsediyorsun? Ben 68 kuşağıyım. Benim görevim işçiyi
korumaktır. İşçi mutlaka korunmalıdır ve senin dediklerini anlamıyorum.
Anlamakta istemem.
Bunun üzerine;
- Ben de 68 kuşağındanım. Ama bu mantık artık değişmeli, ülkemiz bu mantık
yüzünden çok şeyler kaybetti. Artık sadece işçiye para vermek tarzında
işçiyi koruma ilkesi, İş Hukukunun tarihsel boyutu içerisinde terk edilmesi
gereken bir yorum ilkesidir. Yeni dünyada şüphesiz güçlüye karşı güçsüzü,
yani işverene karşı işçiyi korumak gerekir. Ancak bu tek başına bir anlam
ifade etmez. Biz artık tüketiciyi, işletmeleri korumak, global dünyada
rekabeti de düşünmek zorundayız. Aksi takdirde bu ülke ve dolayısıyla
çalışanlar çok şey kaybeder.
Sohbet tarzında gelişen bu duruşmayı bir anı olarak hiç unutmayacağım.
Bu gün Türkiye’nin içinde yaşadığı önemli işçi-işveren ilişkilerini
etkileyen, dünden ve bugünden kaynaklanan sorunlar şunlardır. 1) 1980 öncesi
yaşanan ideolojik sendikal olaylar. 2) İş yerini ve işvereni bireysel olarak
değerlendirmeyen, sadece ücret zammı sendikacılığı yapan işçi ve işveren
sendikalarıdır. 3) Zaman zaman yaşanan yüksek oranlı “Toplu İş
Sözleşmesi” zamları sonucu işyerleri arasında adil ve dengeli olmayan
ücret yapısındaki bozukluklardır. 4) İşçiyi koruma ilkesi adına işyerlerinin
ödeme güçleri dikkate alınmadan Yargının kararlarıdır. 5) Bu ve buna benzer
nedenlerle gelişmekte olan sanayi bölgelerinde gereksiz teknolojik
yatırımlar yapılmıştır. 6)Türkiye’de sanayiciler ve profesyonel yöneticiler
işçi-işveren ilişkilerinin geçmişte yaşanan sıkıntılarından dolayı
işyerlerini dertsiz başım, problemsiz işim mantığı içerisinde yönetmeye
çalışmaktadırlar. Artık bu mantığı ve İş Hukukunda sadece işçiyi bireysel
olarak, ona mutlaka para verme anlamında koruyan yorum ilkelerinin terk
edilme zamanı, yasal olarak da siyasal olarak da, kamusal olarak da gelmiş
bulunmaktadır.
1936 yılından 10 Haziran 2003 tarihine kadar sadece işçiyi düşünen ülkemizin
makro dengelerini düşünmeyen, yatırımcıyı canından bezdiren, bu nedenle de
gereğinden fazla üstün teknoloji kullanılan, makro veya mikro işletmeler
ülkemiz sanayisinde ve ticaretinde yer almıştır.
Unutulmamalıdır ki; yatırımcı yatırımı yaparken huzur, güven ve uluslararası
normlarda istikrar istemektedir. Aksi takdirde, yabancı yatırımcılar
ülkemize gelmiyorlar, yerli yatırımcılar işlerini büyütmüyor, yeni yatırıma
gitmiyor, mevcut yatırımlarını üstün teknoloji ile donatmaya
çalışmaktadırlar. İşte bu nedenledir ki; 10 Haziran 2003 tarihinde yürürlüğe
giren 4857 sayılı İş Kanunu, mantık olarak ve yorum ilkeleri olarak da
çalışma hukuku yaşamımızda yepyeni bir sayfa açması beklenmektedir.
Artık işçiyi korumak ilkesi sadece ve sadece işçiye para vermek ve onun daha
az çalışmasını temin etmek olarak düşünülemez. Nitekim, geleneksel İş Hukuku
düşüncesi içinde olan ilgililer de bu konuya adapte olmaya başlamışlardır.
Artık, sendikalar toplu sözleşmeler ile işverenin yönetim, kural koyma ve
düzenleme haklarına eskisi kadar müdahale etmiyorlar, etmeyi düşünmüyorlar
ve etmek istemiyorlar. Çünkü geçmişin yanlışlıklarını çok ağır faturalarla
ödedik ve ödediler. İşçiyi koruma ilkesi kadar, günümüzde önem kazanan diğer
ilkeler de, tüketiciyi koruma, toplumun dengesini ve düzenini korumadır.
Bu düşüncelerle yeni İş Kanunu iyi irdelendiğinde ve yeni dünyadaki ekonomik
göstergeler ile birlikte değerlendirildiğinde, klasik yorum ilkesinin artık
geçersiz olduğunu bu görüşü savunan pek çok Öğretim Üyesinin görüşlerini
terk etmeye başladığını görüyoruz. Sayın Prof.Dr.Aysel Çelikel “yeni
dünyada gelişmekte olan ülkelerin ekonomileri klasik yöntemlerle uluslar
arası rekabeti koruyamaz hale geldiler. Rekabet gücünün arttırılmasında
üretim ve maliyet başrolü oynamaktadır. Bununla birlikte ister istemez
işletmeler maliyeti düşürmek ve ucuz istihdama yönelme zorunluluğu ile
hareket etmektedirler. İş hukukunun doğuş nedeni, işçinin temel ihtiyacı
olan korunma içgüdüsü hiçbir zaman ihmal edilmemek durumuna, ekonomik ve
sosyal boyut eklenmiştir. Bu toplumsal boyut kamu düzenini ilgilendiren bir
olay haline dönüşüyor” demektedir.
Dünya ekonomilerinin geçirdiği evreler dikkate alındığında, günümüz iş
hukukuna istihdamı teşvik edici bir misyon da yüklenmektedir. Yeni iş
yasaları, iş yaratma politikalarına engel olmamalıdır. Bunun içinde rekabet
gücünü arttıran, korumadan ön görmeye yönelen bir mantık içerisinde
yorumlanmalıdır. Aksi takdirde, işçiye iş güvencesi sağlandığı sanılırken,
gelir güvencesinin kaybolduğu ortaya çıkacaktır. İşçiyi korur ve yüceltirken
mutlaka işleri ile bütünleştirilmeli ve gelecek nesillere iş yaratarak
koruma süreci işletilmelidir. Bunun için de yorum ilkeleri içerisinde
mutlaka işçiden çağın gereklerine uygun istihdam edilebilir niteliklerde
olması veya gelişmeye açık olması özellikleri aranmalıdır. Aksi takdirde,
işçiyi korumak demek, sadece işçiyi parasal olarak desteklemek olur ki; bu
da ülkelerin üretim artışını teşvik etmelerine ve işsizlere iş bulmalarına
engel olmaktadır. İşçiyi koruma ilkesi, geleneksel yorumlardan ayrılmadığı
takdirde, sosyal politikacılar ve iş hukukçuları “iş bulmuş ve halen
çalışanları” korumaktan başka bir iş yapmamış olurlar. Bu da konunun
uzmanlarının tarih önündeki sorumluluğunu arttıracaktır.
Umarım, sendikalar sadece işçiyi değil, tüketiciyi, işyerini ve globalleşen
dünyada, ülkemizin durumunu dikkate alarak toplu görüşmeler yaparlar.
İşverenler de, çalıştırdıkları insanların emekleri ile geçinmek zorunda
olduklarını, onların insan olduğunu ve bir sosyal çevresi olduğunu
düşünürler. Amaçlarının sadece para kazanmak olmayıp, topluma karşı sorumlu
olduklarını unutmamalarıdır.
Siyaset adamının gelecek seçimleri, devlet adamının gelecek nesilleri
düşünmek zorunda olduğu gibi...... Uzmanlar da yorum ilkelerini
geliştirirken, sadece mevcut çalışanı değil, işsizleri, iş gücüne katılacak
gelecek nesilleri ve konunun ortağı tüm sosyal tarafları düşünmek
zorundadırlar. Kızılderililerin atasözlerinde olduğu gibi “biz bu
dünyanın sahibi değiliz, gelecek nesillere teslim etmek üzere emanet
kullanıyoruz”
O halde, biz de yorumlarımızda gelecek ekonomiyi ve oyuncularını iyi
düşünmek zorundayız.
Konuya ilişkin sosyal tarafların, sosyal uzlaşı içerisinde, yeni yorum
tekniklerine göre çözülmeyecek hiçbir işçi-işveren sorunu yoktur.
Çünkü bu ülke hepimizindir. |