e-bülten

 

Gürşan Gürel  - ECCO Danışmanlık ve Temsilcilik

TERRA INCOGNITA

Dün sabah bir yandan kahvaltımı yaparken, bir yandan da 11inci kattaki dairemizin geniş ve derin penceresinden trafiği her zaman ki gibi akan caddeye de arada bir göz atıyordum. Hava henüz yerdeki karları yerinden oynatamamış gelmemiş, hafif erimeye başlayan kar, berrak ve huzur doluydu. Kırlangıçlar saçak altlarındaki yuvalarından çığlıklar atarak etrafı cıvıldatıyor ve kendilerince bildikleri rotalarda uçuşuyorlardı. İnsanlar işlerine gitmek ya da yetişmek zorunda oldukları yerlere hızlı ve dikkatli adımlarla yürüyorlardı. Önümüzdeki otobüs durağına yanaşan belediye otobüslerinde ise, inen ve binenlerden oluşan yoğun bir insan trafiği vardı.
İşte o sırada gözüme ilişti, belediyenin özelleştirdiği temizlik işlerinde çalışan, üzerinde turuncu renkli üniformasıyla caddeyi süpüren temizlik işçisi.
Kendisine iş aleti olarak verilmiş olan uzun saplı çalı süpürgesi ve bir peynir tenekesinden kesilerek ucuna bir kürek sapı bağlanmış olan çöp toplama kovasına yaslanmış, yanındaki akasya ağacının henüz yeni oluşmaya başlayan gölgesinin altında, elindeki cep telefonu ile kim bilir hangi yakını yada arkadaşı ile hararetli hararetli birşeyler konuşuyordu.

Yahu dedim, eşim Zeynep’e, o nereye baktığımdan habersiz sakin ve ağzına attığı her lokmadan büyük keyif alarak kahvaltısını sürdürürken; şu dünyanın geldiği yere bak; sokaktaki temizlik işçisinin bile cep telefonu var. O neden olmasın, o da insan diye duygusal bir algılama ile cevap verdi. Oysa benim belirtmek istediğim, teknolojinin nerelere ulaştığı, satınalma gücündeki gelişim, iletişimdeki yeni ekipmanların günlük hayatımızı nasıl etkilediği idi. Nede olsa telefon etmek için iki kilometre yürüyerek, babamın kaydını yaptırdığı telefonun evimize bağlanması için ise, on seneden fazla sıra bekleyen bir gençlik dönemi geçirmiştim. Bugün teknolojik olarak kendimi çok yetkin görmesem de az sonra bu yazımı e-posta ile çalıştığım şirketime gönderebilecek yetkinliğe ulaştığımı ve nasıl bir yetenek evrimi geçirdiğime, biraz da inanmazlıkla; fotografik hafızam da oluşan resimlere baktım!
Değişim gerçekten de bana inanılmaz gibi geliyordu, ilk kez şirketimin; öğrenmek zorunluluğu koyduğu exel 3.0 kursuna gittiğimi hatırlayıp gülümsedim. Oysa çocukluğumda, bizim evde müzik setini ayarlamak babamın imtiyazında olan ve ancak onun izni ile yapılan teknolojik bir işti. O günlerde çok rağbet gören kendime ait bir transistörlü radyom dahi yoktu. Oysa bu yazıyı yazdığım taşınabilir bilgisayarımla şu anda Sapanca tepelerindeki evimin terasında çalışıyorum ve az sonra Nokia card phone kablosuz internet aracılığı ile bu yazımı şirketime göndereceğim. Ayak uydurmak zorunda olduğum teknolojik değişimin üzerimde yarattığı yetenek değişim etkisini düşünürmüsünüz!
Halbuki; insan yönetimi mesleğine başladığım 1979 yılında, kullandığımız bordro tahakkuk ekipmanı, elden ele dolaşan kollu bir Facit hesap makinesi idi. Araya karbon kağıdı koyarak yaptığımız çoğaltmalar ise; bugün ki hızlı kopya makinaları, tarayıcılar, uzaktan erişimli puantaj sistemleri ve bilgisayar paket programları ile yapılan bordrolara hiç benzemiyordu. 1000 kişilik işletmemizin ücret tahakkukunu yapabilmek için beş kişilik ekibimiz ile 7 gün boyunca çalışmak zorundaydık, hataları düzeltmek ise işin cabası! Değişim sadece teknoloji boyutunda da değildi; zaman, iyi aile çocuğu olmak ve iyi eğitim almanın iş bulma ve terfii için yeterli olmadığını hızla gösteriyordu! Artık temel yetkinlikler ve performans kriterleri, kritik beceri faktörleri gibi daha sistematik yaklaşımlar vardı. Yapılan iş görüşmelerinde; liderlik yaklaşımları, iletişim tarzları, davranış boyutları ile ilgili soruların sıkça cevaplanması gerekiyordu. Deneyim ve becerilerin değerlendirilmesi için değerlendirme merkezleri ve sistematik testler kullanılır olmuştu. Tanrıya şükürler olsun ki, çalıştığım şirketlerim bana yatırım yapma kararlarını alıyorlar ve dünyanın dört bir yanındaki kişisel gelişim kurslarına gönderiyorlardı, ne de olsa şirketlerde henüz beyin mülkiyetine ilişkin bugün ki kadar rekabetçi ortam yoktu! Şirketler, beyin gücünün stratejik rekabetçi üstünlüğün tek kaynağı olmasıyla, nitelikli işgücünü kendi örgütlenmeleriyle gittikçe daha sıkı bütünleştirme çabalarına henüz başlamamışlardı. O zamanlar henüz Güneydoğu Asya krizini tetikleyen Tayland para birimi bahtın bir gecede yüzde otuz değer kaybı söz konusu değildi, Güneydoğu Asya krizinin sebep olduğu Rusya krizinin, Türkiye’yi nasıl etkileyeceği hiçbirimizin düşünde dahi yoktu! Şirket küçülmeleri, birleşmeleri ve satınalmaların beyin gücünün mülkiyetinde nasıl etkili olacağı çoğunlukla bugün olduğu gibi planlanmıyordu. Bugün çoğu şirketteki insan kaynakları yöneticilerinin kabusu olan entellektüel sermayeyi kaybetme korkusu o zamanlar bu kadar fazla değildi, şirketlerde çalışanlarda ise bir aidiyet duygusu ve şirket bağlılığı bu günkünden daha yoğundu. Küreselleşme henüz sınırları kaldırmamış, entellektüel göçebelik bugünkü boyutlarına ulaşmamıştı. Peru’ya denetci olarak transfer ettiğimiz Akil ile Polonya’ya gönderdiğimiz Ali, şirkette parmakla gösterilen yurtdışı atamalarıydı. Nereden bilecektim ki yıllar sonra döndüğüm Türkiye’den Orta Asya ülkelerine proje bazlı işler yapmak üzere ayrılacağımı! Çalışma metodlarından biri olarak uzun yıllardır Batı dünyasında uygulanan interim çalışma tarzının Türkiye’deki uygulayıcılarından biri olacağım o günlerde aklımda hiç mi hiç yoktu! Küreselleşme, henüz beni de bugün ki kadar etkilememişti, bunu olumlu anlamda yazıyorum çünkü; bugün bilgi, beceri ve yetenekler ile Türk yöneticileri dünyanın dört bir köşesinde şirketlerin başarılarına imza atmaktalar, hafta geçmiyor ki gazetelerin insan kaynakları eklerinde yurtdışı atamaları yazılmasın. İşte küreselleşmenin olumlu fırsatlarından bir tanesi daha!

Bugün Türk çalışanlarının yönetim seviyesinde bu kadar olumlu başarılara imza atmalarının altında değişen vizyon ve yetkinliklerin büyük payı olduğu inancındayım, şöyle ki; çoğumuz küreselleşmenin ne olduğunu kavrama süratine dahi erişemeden, yöneticilerimiz dünyaya altı boyutlu bakmayı kavradılar ve öğrendiler. Başarının altında yatan, yapmakta olduğu işi süregelen alışkanlıkları ile yapmakta devam edemeyeceğimizi ve yeni iş yapma metodları öğrenmemiz gerektiğini kavradık ve anladık. Bugün dünyada küresel olaylardan en az olumsuz etkiyi alarak şirketlerimizi yönetmek istiyorsak kendimizi, dünyaya;
 Siyaset
 Kültür
 Teknoloji
 Finansman
 Ulusal Güvenlik
 Ekoloji

Perspektiflerinden bakmak ve karmaşıklıkları büyük teorilerle değil küçük hikayelerle özetleyip, atılacak adımları hızla hayata geçirmek durumundayız.

Unutmayalım, toplumlar, inanışlar ve teknolojiler örtüştüğünde gelişir; inanışlardaki ve teknolojilerdeki kaçınılmaz değişimler örtüşmez olduğunda ise geriler. Bu gerçek geçmişteki başarılı toplumların tarihine bakıldığında da görülebilir; çoğu çok farklı değerler üzerinde kurulmuştu ve bugün var olanlardan çok farklı teknolojiler kullanıyorlardı. Ancak hepsinin başarılı olmak için bu örtüşmeye gereksinimleri olmuştu.

Bilgi paylaşımımıza bir dahaki bölümde Nil Vadisi ile devam edeceğiz, nice başarılara...

Gürşan Gürel
Yönetim Danışmanı


Terra incognita: Bilinmeyen topraklar.


Kaynaklar
Kapitalizmin Geleceği, Lester C. Thurow
Küreselleşmenin Geleceği, Thomas Friedman