e-bülten


 

Tunç ÇELİK - Analiz Sentez Danışmanlık Ltd. Şti.
Bilginin Önemi, Amacı Üretim Süreci ve Kullanımı 

 


Bilginin önemi, rekabetin artması ve şirketlerin daha yüksek performans göstermek durumunda kalmasından kaynaklanıyor. Bu da işin yapılışında önemli değişiklikler (yeni knowhow) gerektiriyor.

Bilgi insan yaşamında her zaman gerekli olmuştur. Bilmeyenler zorluklarla başa çıkamamış, öğrenenler yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Günümüzde insan faaliyetlerinin büyük bir hız kazanmış ve medeniyet yeni bir dönüm aşamasına gelmiş, bilgiye sahip olmak belirleyici bir özellik kazanmıştır.

Gelinen noktada ürün ve hizmetlerin içinde daha çok bilgi olduğunu fark etmeli ve bu doğrultuda da ürünlere, üretim ve yönetim sistemlerine bilgi eklemeli ve katma değeri arttırmalıyız.

Bilgi için çeşitli tanımlar ( American Heritage, Webster, Cambridge, Merriam Webster) söz konusu. Bu tanımlardaki farklılıklar ve benzerlikler gözetilerek aşağıdaki sentezi bu yazı için elde ettik :

Bilgi, yaşamın pek çok alanında,
 bir gerçek, bir olgu ya da doğrunun,
 açıklıkla, net bir şekilde algılanıp, keşfedildiği,
 insanların akıllarında deneyim, bilme durumu olarak yer eden,
 eldeki mevcut bilgilerin yeniden düzenlenmesi yolu ile yenilerinin elde edilebildiği,
 kullanılarak değer yaratan, bir ihtiyacı gideren
düşünce ürünüdür.
Öğrenmenin de maliyeti vardır

Önceden öğrenenler indirimli fiyattan öğrenir;

Otoriteden öğrenenler özgürlük bedeliyle öğrenir;

Deneyerek öğrenenler etiket fiyatından öğrenir;

Hayattan öğrenenler gecikme zammıyla öğrenir;

Hayattan da öğrenemeyenler boşa gitmis hayatlarıyla
öğrenirler.

Arthur Miller

 

 

Farkında

Farkında değil

Bilgiye Sahip

Bilge onu takip edin !

Teşvik edin !

Bilgiye Sahip Değil

Öğrenmesi için yardımcı olun !

Cahil ondan uzak durun !


Bu tanımı yapar yapmaz, bilginin farklı düzeyleri olduğunu, “var-yok” şeklinde değerlendirmek yerine, bilginin bir olgunluk ve buna karşılık gelen bir fayda düzeyi olduğunu hatırlamak gerekir.

Yanda tablo halini gördüğünüz atasözü ve “yapmak, söylemekten zordur !” ifadeleri de bu hassas noktayı işaret etmektedir. Bu durumu Steven Covey “doğru haritaya sahip olup/olma” durumuna benzetmektedir ; Eğer haritanızdaki bilgiler noksan ise, haritanın siz yanlış yerlere götürebileceğini söyler.

Bilginin dört farklı düzeyi söz konusudur ; İlk aşama bilgiye ihtiyaç duyulması, ikinci aşama bilgiyi taşıma, üçüncü aşama bilgiyi özümseme ve dördüncü aşamada da ustalaşılması söz konusudur.

“Bilgiyi taşımak” kavramı ile bunu sözel ve yazılı olarak anlatabilir halde olması kastedilmektedir. Bilgi bu aşamada kitabidir ve kişiye mal olmamıştır. Ne zaman ki kişi “taşıdığı bilgiyi”, yorumlar ve kendi kelimeleri ile dile getirir ve yeniden organize eder, bu durumda bilgiyi “kendine mal etmiş” olur. Bu durumda çalışma çok etkin olmaz ve faydası da kısmidir.

“Ustalık” ise bunların ötesinde, çok farklı, bilginin insanlara gerçekten kolaylık ve fayda ürettiği bir durumdur. Kendi içinde farklı seviyeleri de vardır. Teknik olarak bu ustalaşma derecesi ise,
o öncelikle kişinin “altyapısı ve birikimi” (kişinin geçmiş deneyimleri),
o daha sonra “bilginin derinliği” (kişinin kullandığı ve sahip olduğu teori),
o ve son olarak da “bilginin uygulanabilirliği” (bilginin uygulanmış olup olmaması) ile ilişkilidir.

Sahip olunan bilginin değerlendirilmesini takiben, geliştirilmesi ve dolayısı ile de öğrenme konusu için ne yapılması gerektiği üzerinde durulmalıdır.

Bilgi üretimi için temelde bir öğrenme iştahı ve fayda üretme isteği gereklidir. Bu tamamen amaca odaklanmayı ve samimi bir merakı ve sorgulamayı gerektirir. Sistematik ve kurumsal bir öğrenme süreci oluşturulması içinse bu temel gereklere ilave olarak “öğrenme ihtiyacı”nın gerek rakamsal, gerek sözel veriler ile net olarak ortaya konulması gerekir.

Bunun olmadığı durumlarda öğrenme sürecinin gerçekte çok verimli olamayacağını bilmek gerekir. Deming’in 13 ilkesinden biri olan “korkunun iş yerinden uzaklaştırılması” ilkesi bu noktada hatırlanmalıdır. Aynı şekilde bahaneler, böbürlenmeler ve kendine aşırı güven ise bu süreci baştan engelleyen faktörler olduğu unutulmamalıdır.

Bilgi üretimi ile ilgili bir diğer önemli konu, yeni bilgi üretiminin peşine düşmeden önce kuruluşun bünyesinde, çalışanları aracılığı ile sahip olduğu deneyim ve birikimi harekete geçirebilmesidir. Bu noktada bilginin harekete geçmesi için gerekli sistem, ortam ve yöntemler yerleştirilmelidir. Çözüm görüldüğü gibi esasında çok uzakta değil … sandığımızdan daha yakında !

Bunun için “çalışanlar akıllarında ya da dillerinin ucunda olan bilgiyi neden dile getirmiyorlar ?” şeklinde bir soru üzerinde ısrarla durulmasını öneririm.

Bilgi üretimi için gerekli altyapının oluşturulmasını önemli bir adımı, aşağıda sıralı yöntemlerin uygun bir karışım ile kullanılmasıdır ;
1) çok hızlı bir yol bir bilenden öğrenmektir. Bunun için sormalı, dinlemeli ve anlamalıyız,
2) bir başka yol, araştırmak ve yayınlarda bulmaktır,
3) bir diğer yöntem uygulanmış(makta) olan bir örneği görmektir,
4) bir başka yol ise deneyerek, sorgulayarak, adım adım ilerleyerek öğrenmektir.

Sorgulayıcı bir zihin ve irdeleme yolu ile bilgi üretme sürecinin çok daha verimli olacağı unutulmamalı, bu paralelde kişilerin pasif alıcı olduğu uygulamaların çok uygun olmadığını, kişilerin öğrenme konusunda aktif olmalarının esas olduğunun altı çizilmelidir.

Önemli bir yaklaşım ise sorgulama ve cevap üretme sürecini sistemleştirmektir. Bunun yolu Dünya’nın ilk ARGE yapılanması olarak kabul edilen Thomas Alva Edison’un laboratuarında geliştirilmiş ve kullanılmış olan, bugün ise gerek süreç, gerekse teknikler anlamında çok çok daha fazla ilerlemiş olan problem çözme tekniklerini kullanmaktır. Bu şekli ile baktığımızda Japon’ların montaj bantlarında bile sürekli bir ARGE faaliyeti yürüttüklerini söylemek sanırım çok yanlış olmayacak.

Öğrenme açısından bu yazıda ele alınması gerekli iki kavram sırası ile, “yaparak öğrenme (action learning)” ve “ders çıkartma (reflection learning)” kavramlarıdır. Bu kavramlar bize “düşünenler” ile “yapanlar” ayrımının kaldırılmasının ne kadar önemli olduğu bir kez daha işaret etmektedir. Bu çerçevede şirketlerdeki ürün geliştirme, mühendislik ve araştırma bölümleri ile üretim bölümlerinin yakın çalışmalarının önemi bir kez daha bu vesile ile karşımıza çıkmaktadır. Bu durumda her üretimci biraz araştırmacı, her araştırmacı biraz üretimci olmalıdır.

İnsanların bir araya getirilip çalıştırılması zor mu dediniz ? O zaman bunun yolunu araştırın … bu yoldan ilk geçenin siz olmadığınız konusunda sizi temin ederim … üstelik bu yürüyeceğiniz yolun çıkmaz olmadığı konusunda sizleri de temin ederim … iyi araştırmalar :)