Bilginin önemi, rekabetin artması ve
şirketlerin daha yüksek performans göstermek durumunda kalmasından
kaynaklanıyor. Bu da işin yapılışında önemli değişiklikler (yeni knowhow)
gerektiriyor.
Bilgi insan yaşamında her zaman gerekli olmuştur. Bilmeyenler zorluklarla
başa çıkamamış, öğrenenler yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Günümüzde insan
faaliyetlerinin büyük bir hız kazanmış ve medeniyet yeni bir dönüm aşamasına
gelmiş, bilgiye sahip olmak belirleyici bir özellik kazanmıştır.
Gelinen noktada ürün ve hizmetlerin içinde daha çok bilgi olduğunu fark
etmeli ve bu doğrultuda da ürünlere, üretim ve yönetim sistemlerine bilgi
eklemeli ve katma değeri arttırmalıyız.
Bilgi için çeşitli tanımlar ( American Heritage, Webster, Cambridge, Merriam
Webster) söz konusu. Bu tanımlardaki farklılıklar ve benzerlikler
gözetilerek aşağıdaki sentezi bu yazı için elde ettik :
Bilgi, yaşamın pek çok alanında,
bir gerçek, bir olgu ya da doğrunun,
açıklıkla, net bir şekilde algılanıp, keşfedildiği,
insanların akıllarında deneyim, bilme durumu olarak yer eden,
eldeki mevcut bilgilerin yeniden düzenlenmesi yolu ile yenilerinin elde
edilebildiği,
kullanılarak değer yaratan, bir ihtiyacı gideren
düşünce ürünüdür. |
Öğrenmenin de maliyeti vardır
Önceden öğrenenler indirimli fiyattan öğrenir;
Otoriteden öğrenenler özgürlük bedeliyle öğrenir;
Deneyerek öğrenenler etiket fiyatından öğrenir;
Hayattan öğrenenler gecikme zammıyla öğrenir;
Hayattan da öğrenemeyenler boşa gitmis hayatlarıyla
öğrenirler.
Arthur Miller
|
|
|
|
Farkında |
Farkında değil |
|
Bilgiye Sahip |
Bilge
onu takip edin ! |
Teşvik
edin ! |
|
Bilgiye Sahip Değil |
Öğrenmesi için yardımcı olun ! |
Cahil
ondan uzak durun ! |
Bu tanımı yapar yapmaz, bilginin farklı düzeyleri olduğunu,
“var-yok” şeklinde değerlendirmek yerine, bilginin bir olgunluk ve buna
karşılık gelen bir fayda düzeyi olduğunu hatırlamak gerekir.
Yanda tablo halini gördüğünüz atasözü ve “yapmak, söylemekten zordur !”
ifadeleri de bu hassas noktayı işaret etmektedir. Bu durumu Steven Covey
“doğru haritaya sahip olup/olma” durumuna benzetmektedir ; Eğer
haritanızdaki bilgiler noksan ise, haritanın siz yanlış yerlere
götürebileceğini söyler.
Bilginin dört farklı düzeyi söz konusudur ; İlk aşama bilgiye ihtiyaç
duyulması, ikinci aşama bilgiyi taşıma, üçüncü aşama bilgiyi özümseme ve
dördüncü aşamada da ustalaşılması söz konusudur.
“Bilgiyi taşımak” kavramı ile bunu sözel ve yazılı olarak anlatabilir halde
olması kastedilmektedir. Bilgi bu aşamada kitabidir ve kişiye mal
olmamıştır. Ne zaman ki kişi “taşıdığı bilgiyi”, yorumlar ve kendi
kelimeleri ile dile getirir ve yeniden organize eder, bu durumda bilgiyi
“kendine mal etmiş” olur. Bu durumda çalışma çok etkin olmaz ve faydası da
kısmidir.
“Ustalık” ise bunların ötesinde, çok farklı, bilginin insanlara gerçekten
kolaylık ve fayda ürettiği bir durumdur. Kendi içinde farklı seviyeleri de
vardır. Teknik olarak bu ustalaşma derecesi ise,
o öncelikle kişinin “altyapısı ve birikimi” (kişinin geçmiş deneyimleri),
o daha sonra “bilginin derinliği” (kişinin kullandığı ve sahip olduğu
teori),
o ve son olarak da “bilginin uygulanabilirliği” (bilginin uygulanmış olup
olmaması) ile ilişkilidir.
Sahip olunan bilginin değerlendirilmesini takiben, geliştirilmesi ve
dolayısı ile de öğrenme konusu için ne yapılması gerektiği üzerinde
durulmalıdır.
Bilgi üretimi için temelde bir öğrenme iştahı ve fayda üretme isteği
gereklidir. Bu tamamen amaca odaklanmayı ve samimi bir merakı ve sorgulamayı
gerektirir. Sistematik ve kurumsal bir öğrenme süreci oluşturulması içinse
bu temel gereklere ilave olarak “öğrenme ihtiyacı”nın gerek rakamsal, gerek
sözel veriler ile net olarak ortaya konulması gerekir.
Bunun olmadığı durumlarda öğrenme sürecinin gerçekte çok verimli
olamayacağını bilmek gerekir. Deming’in 13 ilkesinden biri olan “korkunun iş
yerinden uzaklaştırılması” ilkesi bu noktada hatırlanmalıdır. Aynı şekilde
bahaneler, böbürlenmeler ve kendine aşırı güven ise bu süreci baştan
engelleyen faktörler olduğu unutulmamalıdır.
Bilgi üretimi ile ilgili bir diğer önemli konu, yeni bilgi üretiminin peşine
düşmeden önce kuruluşun bünyesinde, çalışanları aracılığı ile sahip olduğu
deneyim ve birikimi harekete geçirebilmesidir. Bu noktada bilginin harekete
geçmesi için gerekli sistem, ortam ve yöntemler yerleştirilmelidir. Çözüm
görüldüğü gibi esasında çok uzakta değil … sandığımızdan daha yakında !
Bunun için “çalışanlar akıllarında ya da dillerinin ucunda olan bilgiyi
neden dile getirmiyorlar ?” şeklinde bir soru üzerinde ısrarla durulmasını
öneririm.
Bilgi üretimi için gerekli altyapının oluşturulmasını önemli bir adımı,
aşağıda sıralı yöntemlerin uygun bir karışım ile kullanılmasıdır ;
1) çok hızlı bir yol bir bilenden öğrenmektir. Bunun için sormalı, dinlemeli
ve anlamalıyız,
2) bir başka yol, araştırmak ve yayınlarda bulmaktır,
3) bir diğer yöntem uygulanmış(makta) olan bir örneği görmektir,
4) bir başka yol ise deneyerek, sorgulayarak, adım adım ilerleyerek
öğrenmektir.
Sorgulayıcı bir zihin ve irdeleme yolu ile bilgi üretme sürecinin çok daha
verimli olacağı unutulmamalı, bu paralelde kişilerin pasif alıcı olduğu
uygulamaların çok uygun olmadığını, kişilerin öğrenme konusunda aktif
olmalarının esas olduğunun altı çizilmelidir.
Önemli bir yaklaşım ise sorgulama ve cevap üretme sürecini
sistemleştirmektir. Bunun yolu Dünya’nın ilk ARGE yapılanması olarak kabul
edilen Thomas Alva Edison’un laboratuarında geliştirilmiş ve kullanılmış
olan, bugün ise gerek süreç, gerekse teknikler anlamında çok çok daha fazla
ilerlemiş olan problem çözme tekniklerini kullanmaktır. Bu şekli ile
baktığımızda Japon’ların montaj bantlarında bile sürekli bir ARGE faaliyeti
yürüttüklerini söylemek sanırım çok yanlış olmayacak.
Öğrenme açısından bu yazıda ele alınması gerekli iki kavram sırası ile,
“yaparak öğrenme (action learning)” ve “ders çıkartma (reflection learning)”
kavramlarıdır. Bu kavramlar bize “düşünenler” ile “yapanlar” ayrımının
kaldırılmasının ne kadar önemli olduğu bir kez daha işaret etmektedir. Bu
çerçevede şirketlerdeki ürün geliştirme, mühendislik ve araştırma bölümleri
ile üretim bölümlerinin yakın çalışmalarının önemi bir kez daha bu vesile
ile karşımıza çıkmaktadır. Bu durumda her üretimci biraz araştırmacı, her
araştırmacı biraz üretimci olmalıdır.
İnsanların bir araya getirilip çalıştırılması zor mu dediniz ? O zaman bunun
yolunu araştırın … bu yoldan ilk geçenin siz olmadığınız konusunda sizi
temin ederim … üstelik bu yürüyeceğiniz yolun çıkmaz olmadığı konusunda
sizleri de temin ederim … iyi araştırmalar :) |