Gündemimiz; ekonomi, AB süreci, uyum, Çin
ekonomik tehdidi, yatırım, istihdam, kalite, ihracat, para.
Saydıklarımın hepsinde ortak bir payda aslında yatırım.
Yatırım deyince yalnızca parasal yatırım ve teşvik
mevzuatını anlamak bu kavramın sınırlarını daraltmak olur.
İşletmelerimizin dış ve iç pazarlarda var olabilmeleri için
kalite donanımına ve sertifikasına sahip olmaları, üretimi
ve pazara sunumu gerçekleştirebilecek insan kaynaklarına
sahip olmaları, sahip oldukları insan kaynaklarının
niteliklerini artırmaları, değişen dünya ve Pazar
taleplerini bugünden değerlendirebilecek anlayış ve metot
oluşturabilmeleri hepsi birer yatırım. Hatta kişilerin
kendilerini geliştirip, bugüne uyumlu, geleceğe hazır
donanıma sahip olma çalışmaları da hep birer yatırım
çalışmasıdır.
Yatırımı bu kadar geniş düşünebilirsek pazarların ve
dolayısıyla müşterinin şimdiki ve gelecekteki ihtiyaçlarına
cevap verebilecek organizasyonel ve düşünsel yatırımı
gerçekleştirebilir ve nihai amaç olarak para kazanabiliriz.
Para kazanmakta olan işletmelerin de gelecekte para
kazanmayı sürdürmeleri için gene anlayışlarının bu olması,
kendi bindikleri dalı kesmemeleri ve hem mevcut
müşterilerini tutmak hem de yeni müşteriler edinmek için
yatırım yapmayı sürdürmeleri gerekmektedir.
Ülkemizin yatırım gündeminde Teşvik uygulaması var ki, bu da
Kobi Efor’a bu ay kapak olduğu gibi “arapsaçı” durumunda. 81
ilimizin 49 unda 5084 sayılı yasa kapsamında teşvik
uygulaması var, ama bu ne ifade eder? Ürün maliyetlerinin
bir kısmının devlet tarafından karşılanması mantığı ile
biçimlenen bu uygulama, yukarıda belirtmeye çalıştığım diğer
yatırım anlayışlarının olmadığı bir alanda pek de kalıcı bir
çözüm üretememiş demektir.
Ürünü ucuza üretmiş olmanız bir yana, bedavaya bile
bulsanız, gerek kalite, gerek CE, gerek standartlara
uygunsuzluk nedeniyle alıcısının almaya razı olmadığı bir
ürünün (ne fiyatla satarsanız satın) hiçbir şey ifade
etmeyeceği ortadadır.
O halde çözüm, önce kabul görecek ürün üretmenin yollarını
bulmaktan ve sertifikasyon gereklerini karşılayabilmekten
geçmektedir. Buna ek olarak, hep konuşulup duran ancak ne
demek olduğunun hiçbir zaman tam olarak anlaşılamadığından
emin olduğum “marka yaratmak” sağlanabildiğinde ancak ayakta
kalabilmenin mümkün olacağını düşünüyorum.
“Kobiler, yapacakları yukarıda saydığım herhangi bir
yatırımları için kaynak sorununu çözebilmekteler mi?”
sorusunun karşılığı asıl benim aradığım ve bence bu
“kesinlikle hayır”. Bu yüzden teşvik mevzuatları tek olanak
gibi algılanmaktadır. Oysa yatırım yapmak herkes için
sürekli bir faaliyet olarak algılanmalıdır ve bunun için de
doğal olarak ekonomik sistemin finans kuruluşları yani
bankalar kullanılmalıdır.
İşte bankaların anlamadığını sandığım (ve bunu da
anlayamadığım) konu bence budur. AB ülkelerinde bankaların
reel sektöre verdikleri yatırım kredilerinin gayri safi
milli hasılaya oranı %70 iken Türkiye’de aynı oran %16 dır.
Bankalar, otomobil kredisi, konut kredisi gibi krediler ve
kredi kartları konusunda gayet geniş çalışmaktadırlar.
Otomobil kredisi almak için kobi patronuna %2 nin altında
aylık faizle para veren banka, aynı patrona kobisi için
gereken parayı ya hiç vermemekte ya da 2,5 katı fazla faiz
istemektedir. Geri alamama ihtimali olan alanda parasını
daha rahat veren (mesela kredi kartlarında) banka, konu
yatırım ve işletme kredilerine geldiğinde, yani kobilerin
işleri ile ilgili kredilere geldiğinde neden bu kadar ketum
davranır bilmiyorum ama bu sistemin daha kullanılabilir ve
işlerliği sağlanmış hale getirilmesi gerektiğini görüyorum.
Kalın sağlıcakla. Hem kendinize hem işletmenize, sizi
dünyadan geri bıraktırmayacak yatırımları yapmayı ihmal
etmeyin. En azından okuyun.
Ali Güneş
R & S Uluslararası Yatırım Danışmanlığı A.Ş. |
|