e-bülten


 

Ali GÜNEŞ - R & S Uluslararası Yatırım Danışmanlığı A.Ş.
İhtiyacımız Yatırım ama Yatırımdan Ne Anlıyoruz ?

 


Gündemimiz; ekonomi, AB süreci, uyum, Çin ekonomik tehdidi, yatırım, istihdam, kalite, ihracat, para.
Saydıklarımın hepsinde ortak bir payda aslında yatırım. Yatırım deyince yalnızca parasal yatırım ve teşvik mevzuatını anlamak bu kavramın sınırlarını daraltmak olur.
İşletmelerimizin dış ve iç pazarlarda var olabilmeleri için kalite donanımına ve sertifikasına sahip olmaları, üretimi ve pazara sunumu gerçekleştirebilecek insan kaynaklarına sahip olmaları, sahip oldukları insan kaynaklarının niteliklerini artırmaları, değişen dünya ve Pazar taleplerini bugünden değerlendirebilecek anlayış ve metot oluşturabilmeleri hepsi birer yatırım. Hatta kişilerin kendilerini geliştirip, bugüne uyumlu, geleceğe hazır donanıma sahip olma çalışmaları da hep birer yatırım çalışmasıdır.
Yatırımı bu kadar geniş düşünebilirsek pazarların ve dolayısıyla müşterinin şimdiki ve gelecekteki ihtiyaçlarına cevap verebilecek organizasyonel ve düşünsel yatırımı gerçekleştirebilir ve nihai amaç olarak para kazanabiliriz.
Para kazanmakta olan işletmelerin de gelecekte para kazanmayı sürdürmeleri için gene anlayışlarının bu olması, kendi bindikleri dalı kesmemeleri ve hem mevcut müşterilerini tutmak hem de yeni müşteriler edinmek için yatırım yapmayı sürdürmeleri gerekmektedir.
Ülkemizin yatırım gündeminde Teşvik uygulaması var ki, bu da Kobi Efor’a bu ay kapak olduğu gibi “arapsaçı” durumunda. 81 ilimizin 49 unda 5084 sayılı yasa kapsamında teşvik uygulaması var, ama bu ne ifade eder? Ürün maliyetlerinin bir kısmının devlet tarafından karşılanması mantığı ile biçimlenen bu uygulama, yukarıda belirtmeye çalıştığım diğer yatırım anlayışlarının olmadığı bir alanda pek de kalıcı bir çözüm üretememiş demektir.
Ürünü ucuza üretmiş olmanız bir yana, bedavaya bile bulsanız, gerek kalite, gerek CE, gerek standartlara uygunsuzluk nedeniyle alıcısının almaya razı olmadığı bir ürünün (ne fiyatla satarsanız satın) hiçbir şey ifade etmeyeceği ortadadır.
O halde çözüm, önce kabul görecek ürün üretmenin yollarını bulmaktan ve sertifikasyon gereklerini karşılayabilmekten geçmektedir. Buna ek olarak, hep konuşulup duran ancak ne demek olduğunun hiçbir zaman tam olarak anlaşılamadığından emin olduğum “marka yaratmak” sağlanabildiğinde ancak ayakta kalabilmenin mümkün olacağını düşünüyorum.
“Kobiler, yapacakları yukarıda saydığım herhangi bir yatırımları için kaynak sorununu çözebilmekteler mi?” sorusunun karşılığı asıl benim aradığım ve bence bu “kesinlikle hayır”. Bu yüzden teşvik mevzuatları tek olanak gibi algılanmaktadır. Oysa yatırım yapmak herkes için sürekli bir faaliyet olarak algılanmalıdır ve bunun için de doğal olarak ekonomik sistemin finans kuruluşları yani bankalar kullanılmalıdır.
İşte bankaların anlamadığını sandığım (ve bunu da anlayamadığım) konu bence budur. AB ülkelerinde bankaların reel sektöre verdikleri yatırım kredilerinin gayri safi milli hasılaya oranı %70 iken Türkiye’de aynı oran %16 dır. Bankalar, otomobil kredisi, konut kredisi gibi krediler ve kredi kartları konusunda gayet geniş çalışmaktadırlar. Otomobil kredisi almak için kobi patronuna %2 nin altında aylık faizle para veren banka, aynı patrona kobisi için gereken parayı ya hiç vermemekte ya da 2,5 katı fazla faiz istemektedir. Geri alamama ihtimali olan alanda parasını daha rahat veren (mesela kredi kartlarında) banka, konu yatırım ve işletme kredilerine geldiğinde, yani kobilerin işleri ile ilgili kredilere geldiğinde neden bu kadar ketum davranır bilmiyorum ama bu sistemin daha kullanılabilir ve işlerliği sağlanmış hale getirilmesi gerektiğini görüyorum.
Kalın sağlıcakla. Hem kendinize hem işletmenize, sizi dünyadan geri bıraktırmayacak yatırımları yapmayı ihmal etmeyin. En azından okuyun.

Ali Güneş
R & S Uluslararası Yatırım Danışmanlığı A.Ş.