e-bülten


 

Gökhan GÜNDEM - Yönetim Danışmanı
Çin Sarı Tehlike mi Yeni Bin Yılın Fırsatı mı ?


Yazımızda giderek hepimizin hayatını etkilemeye devam eden meşhur “Çin tehlikesinden” bahsedip gerçekleri bir de yerinde yapılan tespitlerle irdeleyelim. Eskiden Çinliler atalarımızdan korkarlar eyvah Hu’lar (Hunlar), yiggur’lar (Uygur) diye dövünüp ortalığı birbirine katarlarmış, en nihayetinde tutup bir duvar örerek işi toptan çözmek istemişler ama nafile bizim cevval, gözüpek atalarımıza Çin Seddi filan sökmemiş binlerce km uzunluğundaki surları aşıp başkent Pekin’i, İpek yolu kervanlarını filan bayağı hırpalamışlar. Çinliler de boş adam değil tabi bakmışlar kaba güçle başa çıkamayacaklar tutup içimizden birilerinin kanına girip parayla kandırmışlar etmişler içten parçalamışlar canım Türk imparatorluklarını.

Neyse aradan bin yıl geçti, biz kalktık geldik buralara onlar kaldı orda ama galiba hınçları bitmemiş adamların. Bu Seddi bize yaptırdınız da ne çekip gittiniz diye arkamızdan diş biliyor olmalılar ki hala bizimle uğraşıyorlar. Sürekli limanlarımıza, gümrüklerimize bombardımana tutar gibi mal gönderiyorlar, bir büyüğümüzün dediği gibi Haydarpaşa’ya her gelen Çin gemisi bir fabrikanın kapanmasına, çalışanlarının da işsiz kalmasına sebep oluyor. Kesinlikle adamların kini bitmemiş kuyruk acıları büyük sedde baktılar ahh şu Türkler yok mu yıkın malları gümrüklerine dediklerine eminim. Nefretten ayrıca korktuklarında da eminim bildiğiniz gibi Çin büyüme de birinci biz ikinciyiz, gerçi bizimki onlar gibi üretime, ihracata dayalı değil sıcak parayla büyüyoruz ne de olsa artık Akdenizli olduk sıcakkanlı insanlarız bize de bu yakışır. Ama asıl benim canımı sıkan adamlar bir de utanmadan aynı yöntemle bizi parçalamaya çalışıyorlar, sıkıyor tabi direkt karşımıza çıkmak eskiden saraydan, ileri gelenlerden birilerini bulup mücevherle, ipekle akıllarını karıştırıp içerden bölerlerdi. Şimdi yine birtakım adamlar bulmuşlar birilerini yok saatti, tekstildi, mobilyaydı, elektronikti filan kandırıp akıllarını çelip aynı taktik içten vurmaya çalışıyorlar uyanan yok isyanımda buna.

Biraz Çin’le ilgili bilgi verip sarı tehlikeyi tanıyalım mı da dersimizi çalışıp kendi fırsatımızı yaratabilelim Çin’in 1979-2004 arasındaki yıllık ortalama büyüme oranı yüzde 9.3. Sırf ABD ile olan ticaret fazlası 100 milyar doları geçen Çin’in ihracatı GSMH’nın yüzde 30’unu aşmış durumda. Bugün bu oran herhangi bir sanayi ülkesinde ise yüzde 10-13 arasında. GSMH’nın yaklaşık yüzde 27 - 30’luk bir kısmı reel yatırımlara gitmekte. Bizde ise GSMH %80’i borç ve faiz ödemelerine gitmekte, dış ticaretimiz ise giderek artan miktarlarda açık vermekte. Açıkçası Türkiye ile Çin’i karşılaştırmak çok doğru değil her ülkenin de kendince artıları var ancak Çin bu artıları doğru kullanıyor. Soğukkanlı, sakin, uzun vadeli, sabırlı, hesaplı ve kitaplı Çin insanı elbette daha rasyonel davranabiliyor biz biraz coğrafyamızın biraz doğal yapımızın dengesizliklerinden hala artıları doğru kullanamıyor patinaj yapıyoruz. Bizin patinajımız devam ettikçe yatırım yapmak isteyen yabancı sermaye Mısır’a, Bulgaristan’a Polonya’ya Çin’e gidiyor. Çin’in yıllık 50 milyar dolardan aşağı düşmeyen yabancı sermaye yatırımları da büyümeyi destekleyen en önemli itici gücü. Dünyanın en büyük 500 şirketinin yüzde 80’i Çin’de yatırım yaptığını yazan Forbes dergisi geçen yılın sonunda yabancı sermayeyi destekleyen yasanın kapsamını bu sene genişleteceğini söylüyor. Bizde yabancılara arazi satışını iptal ediyoruz, geçen sene gelen yabancı kökenli sabit sermaye yatırımlarının %80-85 zaten arsa, arazi ev gibi gayrimenkul yatırımıydı. Fabrika kurmak isteyen, şirket almak isteyen yabancıya ne teklif edeceğiz?

Bugün gelinen noktayı herkesin anlaması şart; Çin istikrarlı siyasi yapısıyla, yabancı sermayeyi destekleyen yasalarıyla, teknoloji parkları, teknolojik altyapısıyla cazibe merkezi geliyor ucuz işgücü, enerji ve doğal kaynaklarla da bu cazibeyi kalıcı kılıyor. Kimse Çin’e 1.3 milyar insan var bedavaya adam çalıştırırım diye gitmiyor. Çin’in yüksek teknoloji içeren ürün ihracatının %75’inin yabancı şirketlerce gerçekleştirilmesi bu gerçeği doğruluyor. Böylece hem en ileri teknolojileri ülkeye getiriyor hem de Komünist geçmişinden kaynaklanan sermaye yetersizliği, yetişmiş insan ve işletme kültürü gibi kavramları da kazanıyor.

Sonuç olarak bu iki dünyanın savaşı sınırsız bir tüketim, tatminsizlik içinde olan ve sonuçsuz yeni arayışlarıyla kısırlaşan sosyal dengesizleri giderek artan Batı kapitalizminin, az da üretse kalitesiz de üretse de mütevazi bir hayat modeli ile yetinebilen, çok çalışmaktan başka bir şansı olmadığının bilincinde sosyal dengesi bin yıllardır olmadığı kadar hızla düzelen bir Çin kapitalizmi. Nasıl baş edebileceği sorusunun cevabı ise kaliteli üretim, markaya yatırım, her alanda istikrar ve uzun vadeli planlar yapabilmek, kendi tasarımlarını ve teknolojini üretebilmek için AR&GE’ye yatırım. Aksi takdirde bin yıllardır aynı taktikle sessiz derinde giden Çin sabrının sınırlarını denemek bu da zaten Çin’den daha çok “başkalarının” sorunu...