|
Yazımızda giderek hepimizin
hayatını etkilemeye devam eden meşhur “Çin tehlikesinden” bahsedip
gerçekleri bir de yerinde yapılan tespitlerle irdeleyelim. Eskiden Çinliler
atalarımızdan korkarlar eyvah Hu’lar (Hunlar), yiggur’lar (Uygur) diye
dövünüp ortalığı birbirine katarlarmış, en nihayetinde tutup bir duvar
örerek işi toptan çözmek istemişler ama nafile bizim cevval, gözüpek
atalarımıza Çin Seddi filan sökmemiş binlerce km uzunluğundaki surları aşıp
başkent Pekin’i, İpek yolu kervanlarını filan bayağı hırpalamışlar. Çinliler
de boş adam değil tabi bakmışlar kaba güçle başa çıkamayacaklar tutup
içimizden birilerinin kanına girip parayla kandırmışlar etmişler içten
parçalamışlar canım Türk imparatorluklarını.
Neyse aradan bin yıl geçti, biz kalktık geldik buralara onlar kaldı orda ama
galiba hınçları bitmemiş adamların. Bu Seddi bize yaptırdınız da ne çekip
gittiniz diye arkamızdan diş biliyor olmalılar ki hala bizimle uğraşıyorlar.
Sürekli limanlarımıza, gümrüklerimize bombardımana tutar gibi mal
gönderiyorlar, bir büyüğümüzün dediği gibi Haydarpaşa’ya her gelen Çin
gemisi bir fabrikanın kapanmasına, çalışanlarının da işsiz kalmasına sebep
oluyor. Kesinlikle adamların kini bitmemiş kuyruk acıları büyük sedde
baktılar ahh şu Türkler yok mu yıkın malları gümrüklerine dediklerine
eminim. Nefretten ayrıca korktuklarında da eminim bildiğiniz gibi Çin büyüme
de birinci biz ikinciyiz, gerçi bizimki onlar gibi üretime, ihracata dayalı
değil sıcak parayla büyüyoruz ne de olsa artık Akdenizli olduk sıcakkanlı
insanlarız bize de bu yakışır. Ama asıl benim canımı sıkan adamlar bir de
utanmadan aynı yöntemle bizi parçalamaya çalışıyorlar, sıkıyor tabi direkt
karşımıza çıkmak eskiden saraydan, ileri gelenlerden birilerini bulup
mücevherle, ipekle akıllarını karıştırıp içerden bölerlerdi. Şimdi yine
birtakım adamlar bulmuşlar birilerini yok saatti, tekstildi, mobilyaydı,
elektronikti filan kandırıp akıllarını çelip aynı taktik içten vurmaya
çalışıyorlar uyanan yok isyanımda buna.
Biraz Çin’le ilgili bilgi verip sarı tehlikeyi tanıyalım mı da dersimizi
çalışıp kendi fırsatımızı yaratabilelim Çin’in 1979-2004 arasındaki yıllık
ortalama büyüme oranı yüzde 9.3. Sırf ABD ile olan ticaret fazlası 100
milyar doları geçen Çin’in ihracatı GSMH’nın yüzde 30’unu aşmış durumda.
Bugün bu oran herhangi bir sanayi ülkesinde ise yüzde 10-13 arasında.
GSMH’nın yaklaşık yüzde 27 - 30’luk bir kısmı reel yatırımlara gitmekte.
Bizde ise GSMH %80’i borç ve faiz ödemelerine gitmekte, dış ticaretimiz ise
giderek artan miktarlarda açık vermekte. Açıkçası Türkiye ile Çin’i
karşılaştırmak çok doğru değil her ülkenin de kendince artıları var ancak
Çin bu artıları doğru kullanıyor. Soğukkanlı, sakin, uzun vadeli, sabırlı,
hesaplı ve kitaplı Çin insanı elbette daha rasyonel davranabiliyor biz biraz
coğrafyamızın biraz doğal yapımızın dengesizliklerinden hala artıları doğru
kullanamıyor patinaj yapıyoruz. Bizin patinajımız devam ettikçe yatırım
yapmak isteyen yabancı sermaye Mısır’a, Bulgaristan’a Polonya’ya Çin’e
gidiyor. Çin’in yıllık 50 milyar dolardan aşağı düşmeyen yabancı sermaye
yatırımları da büyümeyi destekleyen en önemli itici gücü. Dünyanın en büyük
500 şirketinin yüzde 80’i Çin’de yatırım yaptığını yazan Forbes dergisi
geçen yılın sonunda yabancı sermayeyi destekleyen yasanın kapsamını bu sene
genişleteceğini söylüyor. Bizde yabancılara arazi satışını iptal ediyoruz,
geçen sene gelen yabancı kökenli sabit sermaye yatırımlarının %80-85 zaten
arsa, arazi ev gibi gayrimenkul yatırımıydı. Fabrika kurmak isteyen, şirket
almak isteyen yabancıya ne teklif edeceğiz?
Bugün gelinen noktayı herkesin anlaması şart; Çin istikrarlı siyasi
yapısıyla, yabancı sermayeyi destekleyen yasalarıyla, teknoloji parkları,
teknolojik altyapısıyla cazibe merkezi geliyor ucuz işgücü, enerji ve doğal
kaynaklarla da bu cazibeyi kalıcı kılıyor. Kimse Çin’e 1.3 milyar insan var
bedavaya adam çalıştırırım diye gitmiyor. Çin’in yüksek teknoloji içeren
ürün ihracatının %75’inin yabancı şirketlerce gerçekleştirilmesi bu gerçeği
doğruluyor. Böylece hem en ileri teknolojileri ülkeye getiriyor hem de
Komünist geçmişinden kaynaklanan sermaye yetersizliği, yetişmiş insan ve
işletme kültürü gibi kavramları da kazanıyor.
Sonuç olarak bu iki dünyanın savaşı sınırsız bir tüketim, tatminsizlik
içinde olan ve sonuçsuz yeni arayışlarıyla kısırlaşan sosyal dengesizleri
giderek artan Batı kapitalizminin, az da üretse kalitesiz de üretse de
mütevazi bir hayat modeli ile yetinebilen, çok çalışmaktan başka bir şansı
olmadığının bilincinde sosyal dengesi bin yıllardır olmadığı kadar hızla
düzelen bir Çin kapitalizmi. Nasıl baş edebileceği sorusunun cevabı ise
kaliteli üretim, markaya yatırım, her alanda istikrar ve uzun vadeli planlar
yapabilmek, kendi tasarımlarını ve teknolojini üretebilmek için AR&GE’ye
yatırım. Aksi takdirde bin yıllardır aynı taktikle sessiz derinde giden Çin
sabrının sınırlarını denemek bu da zaten Çin’den daha çok “başkalarının”
sorunu... |