e-bülten


 

Kaya ARSOY - Yönetim ve İnsan Kaynakları Danışmanı 
Öfke ve Çatışma Kültürümüz


Bu günlerde kazanmaya odaklanmış bir kültür içinde yaşıyoruz. Kazanmak ama ne pahasına olursa olsun kazanmak hayatımızın bir parçası haline gelmiş durumda. Hayat böyle iken birçok oyun da kazanma üzerine yoğunlaşmış. Bu oyunlarda da kazanan ve kaybeden bir taraf var. Monopol oyununu en son ne zaman oynadığınızı bilmiyorum ama bu oyun bir kişinin diğerlerini tamamen iflas ettirmesi ile ancak bitebiliyordu.

Spor müsabakalarındaki küfür etmeler, sahaya şişe fırlatmalar, futbolcuların ve kulübün ne kadar para kazanacağına ilişkin dedikodular, hizipleşmeler, saldırmalar hep bu ben kazanmalıyım fikrinin altından çıkmakta.

Bu diğerlerinin kaybetmesi ile ilgili kazanma bizim kanımıza çok önceden çok genç yaşlarda giriyor. Eğitim sistemimizi ele alalım,

Eğitim sistemimiz şöyle başlıyor: Öğretmen sınıfın önünde durarak bir soru soruyor. Beş on öğrenci hemen parmaklarını havaya heyecanla kaldırarak sallamaya ve ne kadar akıllı olduklarını öğretmenlerine dikkatini çekerek anlatmaya çalışıyorlar. Birkaç tanesi ise hiç yerlerinden kıpırdamadan duruyorlar, yere veya sıralarının üzerine bakıyorlar, görünmez olmaya çalışıyorlar. Öğretmen birine cevaplama hakkı verdiğinde o sıralarında duramayan çocukların suratlarında öğretmenden aferin alamadıkları için bir hayal kırıklığı ve hüsran yerleşiyor, aynı zamanda cevabı bilmeyen çocukların suratın da bir sevinç ve rahatlama gözlemleniyor. Bu oyun oldukça rekabetçi. Kazançlar ve kayıplar oldukça yüksek zira çocuklar dünyada onlar için önemli olan iki veya üç kişiden biri olan öğretmenlerinin sevgi ve onaması için birbirleri ile rekabet halindeler ve yarışıyorlar.

Bu öğretme sistemi çocukların birbirlerini sevmelerini ve anlamalarını öğretmemek üzere kurulmuş. Kendinizi düşünün siz şayet o parmak kaldıran çocuklardan biri olsa idiniz ve öğretmen başka parmak kaldıran bir çocuğa cevaplama hakkı verse idi onun cevabı bilmemesini diler böylelikle kendi bilginizi öğretmene ileterek onun sizi onamasını isterdiniz. Veya elinizi kaldırmamış veya cevabı bilmiyor iseniz cevabı bilen çocuğa içten içe bir kızgınlık duyardınız. Bu sistemin içinde büyüyen çocuklar kıskanç ve başarıyı sevmeyen okul dışında diğer öğrencileri inek diye çağıran onları aşağılayan birer birey haline geliyorlar.

Daha yüksek tahsil seviyelerine baktığımızda da aşağı yukarı aynı durum söz konusudur. Business Week dergisinin bahsettiğine göre iş hayatına atılan yeni masterli öğrenciler, diğer arkadaşlarının sırtında şirket hayatında yükselmek istemektedirler. Birçoğu kazanma üzerine odaklandığından problemleri beraber çözmeye yanaşmamaktadırlar.

İntikam alma

Toplumumuzda şiddet hakim, en ufak bir kazada küfürleşmeler yumruklaşmalar başlıyor. Herkes çok kızgın, en ufak bir sürtüşme kavgaya dönüşüyor, hatta bazen silahla ateş etmeye ve öldürmeye kadar uzanabiliyor.

Mahalledeki gençler duvarların üzerine tüneyip diğerini nasıl mahvettiğini nasıl aşağıladığını anlatarak kızların gözünde önemli olmaya çalışıyorlar. Kültürümüzün böyle kinci olmasının sebebi "herkes kendini kurtarsın" mantığından.

Özellikle Ülkemizde Takım çalışmasının çok popüler olduğu bugünlerde yetiştirme tarzımızdan dolayı ne kadar büyük güçlüklerle karşılaştığımızı da görüyoruz. Devamlı çatışma ve kavga izlediğimiz onlarca TV kanalımız var. Çocuklarımıza daha uyanık olup, diğerlerini nasıl geçebileceklerini, ezebileceklerini, aşağılayabileceklerini büyük bir gururla öğretiyoruz.

1930'larda Bali'de kültürel çalışmalar yapan Gregory Bateson'un bulguları ise oldukça etkileyici. Balili' lerin yılda bir kez düzenledikleri maratonun amacı şu imiş. Herkesin katılması ve katılan bütün atletlerin yarışı bitirmesi. Ne güzel değil mi?

James Clavell kitabı Fare Kral'da derin bir suya atılan bir farenin yaklaşık bir gün yüzebileceği, ancak iki farenin bir saatten daha az bir sürede yaşadığından bahseder. Bunun nedeni farelerin birbirlerinin üzerine çıkarak birbirlerine yüzme şansı vermemesindendir.

Bu oldukça korkunç örnek bizi şirket kültürleri ile ilgili düşünmeye de sevk etmektedir. Öfke ve çatışma bireyin olduğu kadar işin de sonunu getirmektedir.Yönetimde işbirliği esastır ve işlerimizi diğerleri vasıtası ile devamlı müzakere ederek yaptığımızı da unutmayalım.
 

Kaya ARSOY