Bu günlerde kazanmaya odaklanmış bir kültür içinde yaşıyoruz. Kazanmak ama
ne pahasına olursa olsun kazanmak hayatımızın bir parçası haline gelmiş
durumda. Hayat böyle iken birçok oyun da kazanma üzerine yoğunlaşmış. Bu
oyunlarda da kazanan ve kaybeden bir taraf var. Monopol oyununu en son ne
zaman oynadığınızı bilmiyorum ama bu oyun bir kişinin diğerlerini tamamen
iflas ettirmesi ile ancak bitebiliyordu.
Spor müsabakalarındaki küfür etmeler, sahaya şişe fırlatmalar, futbolcuların
ve kulübün ne kadar para kazanacağına ilişkin dedikodular, hizipleşmeler,
saldırmalar hep bu ben kazanmalıyım fikrinin altından çıkmakta.
Bu diğerlerinin kaybetmesi ile ilgili kazanma bizim kanımıza çok önceden çok
genç yaşlarda giriyor. Eğitim sistemimizi ele alalım,
Eğitim sistemimiz şöyle başlıyor: Öğretmen sınıfın önünde durarak bir soru
soruyor. Beş on öğrenci hemen parmaklarını havaya heyecanla kaldırarak
sallamaya ve ne kadar akıllı olduklarını öğretmenlerine dikkatini çekerek
anlatmaya çalışıyorlar. Birkaç tanesi ise hiç yerlerinden kıpırdamadan
duruyorlar, yere veya sıralarının üzerine bakıyorlar, görünmez olmaya
çalışıyorlar. Öğretmen birine cevaplama hakkı verdiğinde o sıralarında
duramayan çocukların suratlarında öğretmenden aferin alamadıkları için bir
hayal kırıklığı ve hüsran yerleşiyor, aynı zamanda cevabı bilmeyen
çocukların suratın da bir sevinç ve rahatlama gözlemleniyor. Bu oyun oldukça
rekabetçi. Kazançlar ve kayıplar oldukça yüksek zira çocuklar dünyada onlar
için önemli olan iki veya üç kişiden biri olan öğretmenlerinin sevgi ve
onaması için birbirleri ile rekabet halindeler ve yarışıyorlar.
Bu öğretme sistemi çocukların birbirlerini sevmelerini ve anlamalarını
öğretmemek üzere kurulmuş. Kendinizi düşünün siz şayet o parmak kaldıran
çocuklardan biri olsa idiniz ve öğretmen başka parmak kaldıran bir çocuğa
cevaplama hakkı verse idi onun cevabı bilmemesini diler böylelikle kendi
bilginizi öğretmene ileterek onun sizi onamasını isterdiniz. Veya elinizi
kaldırmamış veya cevabı bilmiyor iseniz cevabı bilen çocuğa içten içe bir
kızgınlık duyardınız. Bu sistemin içinde büyüyen çocuklar kıskanç ve
başarıyı sevmeyen okul dışında diğer öğrencileri inek diye çağıran onları
aşağılayan birer birey haline geliyorlar.
Daha yüksek tahsil seviyelerine baktığımızda da aşağı yukarı aynı durum söz
konusudur. Business Week dergisinin bahsettiğine göre iş hayatına atılan
yeni masterli öğrenciler, diğer arkadaşlarının sırtında şirket hayatında
yükselmek istemektedirler. Birçoğu kazanma üzerine odaklandığından
problemleri beraber çözmeye yanaşmamaktadırlar.
İntikam alma
Toplumumuzda şiddet hakim, en ufak bir kazada küfürleşmeler yumruklaşmalar
başlıyor. Herkes çok kızgın, en ufak bir sürtüşme kavgaya dönüşüyor, hatta
bazen silahla ateş etmeye ve öldürmeye kadar uzanabiliyor.
Mahalledeki gençler duvarların üzerine tüneyip diğerini nasıl mahvettiğini
nasıl aşağıladığını anlatarak kızların gözünde önemli olmaya çalışıyorlar.
Kültürümüzün böyle kinci olmasının sebebi "herkes kendini kurtarsın"
mantığından.
Özellikle Ülkemizde Takım çalışmasının çok popüler olduğu bugünlerde
yetiştirme tarzımızdan dolayı ne kadar büyük güçlüklerle karşılaştığımızı da
görüyoruz. Devamlı çatışma ve kavga izlediğimiz onlarca TV kanalımız var.
Çocuklarımıza daha uyanık olup, diğerlerini nasıl geçebileceklerini,
ezebileceklerini, aşağılayabileceklerini büyük bir gururla öğretiyoruz.
1930'larda Bali'de kültürel çalışmalar yapan Gregory Bateson'un bulguları
ise oldukça etkileyici. Balili' lerin yılda bir kez düzenledikleri maratonun
amacı şu imiş. Herkesin katılması ve katılan bütün atletlerin yarışı
bitirmesi. Ne güzel değil mi?
James Clavell kitabı Fare Kral'da derin bir suya atılan bir farenin yaklaşık
bir gün yüzebileceği, ancak iki farenin bir saatten daha az bir sürede
yaşadığından bahseder. Bunun nedeni farelerin birbirlerinin üzerine çıkarak
birbirlerine yüzme şansı vermemesindendir.
Bu oldukça korkunç örnek bizi şirket kültürleri ile ilgili düşünmeye de sevk
etmektedir. Öfke ve çatışma bireyin olduğu kadar işin de sonunu
getirmektedir.Yönetimde işbirliği esastır ve işlerimizi diğerleri vasıtası
ile devamlı müzakere ederek yaptığımızı da unutmayalım.
Kaya ARSOY |