e-bülten


 

Funda CEYHAN - İç Mimar ve Feng Shui Danışmanı
GIGANTOPITHECUS


Tarih öncesi uygarlıkları anlamada en önemli araçlardan biri, zaman dizinidir. Bu yüzden Çin’in Feng Shui ‘ sini anlamak için yapacağımız yolculuğun bugüne kadar uzanan serüvenini görmeden önce, kıta parçası olarak Çin uygarlığının geliştiği yerlerin , uygar insanlardan önce de bazı yaşam birimlerine ev sahipliği yaptığını görelim ve kokusunu duyalım , istiyorum.

Epeyce geçmişe bakarsak, Paleolitik dönemdeki izler, kültürel olarak bahsi geçecek evrelerin en uzunu ve buzul çağlarının karşılığı olan dönemdir. Yontmataş Çağı olarak adlandırılan Paleolitik, günümüzden yaklaşık 2 milyon yıl önce başlamış ve 10.000 yıl önce son bulmuştur. Genel bilgilere göre ilk insanların ortaya çıkışı ve ilk el aletlerinin üretimi bu dönemde görülmektedir.

Her zaman kalıcı yerleşim birimleri göremediğimiz bu dönemde bolca kaya , mağara yerleşimleri , kayaaltı sığınaklar bulunmaktadır. Bunlara ulaşamadıkları bölgelerde , açık havada kurdukları basit çadır ve kulübelerde yaşamışlardır. Paleolitik, karakteristik çizgileri ve kültürleriyle alt, orta ve üst olmak üzere 3 evreye ayrılır. 
M.Ö. 2,000,000 ile M.Ö. 140,000 arasındaki dönemini alt paleolitiğe ayırdığımız bu uzun dönemin , en uzun paleolitik dönem olduğunu görüyoruz. Çakmaktaşı,kuvars, kumtaşı yada kalker ve bazalt, obsidyen ve serpantinin bu zamanlarda işlendiğini de görmekteyiz. 
M.Ö. 140,000 ile M.Ö. 40,000 arasında orta dönemin karlı buzlu dönemine rastlıyoruz. Daha düzenli yontulmuş el aletleri ve ile Homo Neanderthal ‘ i görüyoruz. Avlarının arasında mamut , gergedan ve geyiğin bulunduğunu ve iyi avcı olduklarını da görmekteyiz. Çok iyi bir yontma becerisi , ince uçlu nazik, sivri, ve zarar verici taş aletler ile kemik ve boynuz yapımı bazı aletleri de görmekteyiz. Ve sanat eseri dediğimiz oluşumlara tanık olmaktayız.
Bugünün Feng Shui adı altında işletilen, mekan düzenleme ve enerjileri dengeleme sanatı, kendi içinde bulundurduğu pek çok objenin köklerini yine bu topraklar üstünde attı. El emeğinin oluşturduğu çakmaştaşı ve hayvan kemikleri, henüz incelikle oyularak yapılmış bazı tanrısal heykellerini ifade etmiyordu belki ama, kültürün temellerinin bu topraklarda bu yöne doğru yol çizdiğini inkar edemeyiz. Mağaralar, yada kalabalık insan grupları olarak varoldukları bu dönemde insan, avcı toplayıcı kimliğini taşıyor ve taşına toprağına izini bırakıyordu. Çizdiğini görebilmeyi, ateşi karanlığa yerleştirmeyi ve yediklerini pişirmeyi bu dönemde başardı. 
Hatta bizim topraklarımızın üzerinde İstanbul Yarımburgazda ve Antalya Karain de 212 adet paleolitik ve epipaleolitik döneme ait mağara örneği bulunmaktadır.

Her dönemde aradığımız insan ve insanımsı izlerini kuzey Çin’de Gigantopithecus blacki olarak görmekteyiz. 3 metre yüksekliği ve 1200 pound ağırlığı olan bu maymun ve homo erectus un bir çok tipini bu topraklar üzerinde bulmaktayız.Bunların arasında en ilkeli Lantian adamıydı,
en ünlüsü de beyni bizlerinkinden üçte iki oranla daha büyük olan Peking adamıydı.  Bu insanlar, kama dişli kaplanlar, yaban domuzları, filler gibi çoğu büyük ve tehlikeli olan vahşi hayvanların avcılarıydılar. 


Gigantopithecus blacki

Ayrıca bu tür avların başarılı sonuçlanması için gerekli örgütlenmeleri de vardı. Ateş yakmasını biliyorlardı. Kazılarda ortaya çıkan kırılmış, ilikli kemikler ile anlıyoruz ki ;insan eti de yiyorlardı. Günümüzde bile bilinçli örneklerini gördüğümüz bu konunun o zamanlarda yer almasına şaşmamak konusunda yorum yapamıyorum.
Sonuncu buz çağının başlangıcında, artık çağdaş insan, yani homosapiens ortaya çıkmaya başladı. 

 

Buz çağının en sonunda, iklim kuru ve soğukken, Çinin kuzeybatısı,orta asya çöllerinden rüzgarlar ile getirilen ince,sarı bir toz ile kaplanmaya başladı. Bazı yerlerde esmekte olan bu sarı kum gibi toz, metrelerce yüksek birikintiler halini aldı.“Los” denilen tozdan oluşan bu toprak kolayca işlenebilir nitelikteydi.Sulandığında da daha da bereketli olabilmekteydi. Bazen de eziyetli ve tehlikeli olup, çabucak geçilmesi imkansız çamur haline de dönüşebilmekteydi.Los nehirler yolu ile yatak diplerinden alınıp, akıntıların yavaşladığı yerlere bırakılmakta idi.

Taklamakan Çölü

Bu yüzden yer şekilleri sürekli değişikliğe uğramakta idi.
Kuzey çin ovasının çoğu kısımları yeniden aktarılıp bırakılan los’ un kum ve çakıl taşlarıyla karışımından meydana gelmiştir. 
Neolitik dönem ile tarım ve hayvancılık yapan insan topluluklarına dönüşmüş gördüğümüz , avcı ve toplayıcılar bunu M.Ö. 9000-7000 yılları arasında yavaş yavaş başarmışlardır.
Ayrıca bazı kaynaklar , süreci oluşturan hayvan ve bitki türlerine bakarak Anadolu’ nun güney kesimlerinin neolitik çağı ilk kez yaşayan bölge olduğunu söylemektedir.
Biraz daha yerleşik bir düzen dönemi olan neolitik dönem , pek çok kil yapımı çömlek örneğinin de görüldüğü dönemdir. Bu döneme kadar aseramik neolitik dönemde, kaplar taş yada ağaçtan oyulmuştur.

Konumuz esasen mekan olduğu için, Anadolu da örnekleri görülen aseramik dönem yapılarında, ızgara planlı, tabanı taş ızgaralı yapılar ile, geç dönemde rastlanan hücre planlı yapılar dikkatimizi çekmekte.

Izgara tabanlı yapılarda dallar ile örtülmüş ve daha sonra çamur ile sıvanmış tabanları ve o zamanlarda da yaşanan nem sorununu çözmeye çalıştıklarını görüyoruz. Hücre yapılı planlara baktığımızda, bir meydan etrafında oluşmuş ve merkezinde dikili taşların bulunduğu yapılaşmalara rastlıyoruz. Bunun güzel bir örneği Anadolu Çayönü ‘ nde görmekteyiz.(M.Ö.7300-6750 )

Uzaydan Çayönünü ' nün yeri...

 

Burada Buğday ve evcilleştirdikleri köpeğin yaşamlarına dahil olduğunu ve obsidyen ile çakmaktaş ve kemik yapımı aletleri kullandıklarını görüyoruz.

 

     
Uzaydan Çatalhöyüğün yeri.. Ünlü çatalhöyük Venüs'ümüz Çatalhöyük ‘ ten bir görüntü
 
Yandaki resimde görüldüğü gibi, bizim Feng Shui'de çok önemsediğimiz, kapı ve pencere düzenlerinin çok farklı olduğunu görüyoruz. Evler arasındaki ulaşımlar düz olarak gördüğünüz damlar üzerinden sağlanmakta idi. Pencereleri yoktu. Evlerde ocak, fırın, küçük depolar , oturma ve yatma bölümleri olduğunu biliyoruz. Ve kapı olarak kullanılan bacada ki açıklığın aynı zamanda baca olarak da görev yaptığını görmekteyiz.

Ve şimdi pek alışık olmadığımız bir yöntem ile evin içinde bulunan bu oturma ve yatma yüksekliklerinin altına, bacaklarının karın altına çekilerek , sepet içine yerleştirilmiş olarak ölülerini gömdüklerini de görüyoruz.

Bu detayları anlatırken şimdi ki yaşamlarımızın gerçeklerini oluşturan detaylara dikkat kesilmenizi özellikle rica ediyorum.
O günlerde duvarlarda fresk olarak gördüğümüz örnekleri, şimdi satın aldığımız ölçülü resimlerle uygulamaktayız. O günün , güncel konularını , dinsel yaklaşımlarının içinde bulunan gerçekleri duvarlarda nasıl keşfediyorsak, günümüzde de atalarımıza ait resimler ile , bazı yetenekli fotoğrafçıların çektiği özel resimler ile yada duvarlarımızda özenle asılı duran kutsal kitaplarımız ile yansıtmaktayız.
Bu dönemin Anadoludaki diğer önemli merkezleri arasında Köşkhöyü (Niğde), Erbaba (Beyşehir), Kuruçayhöyük (Burdur), Yümüktepe (Mersin), Gözlükule (Tarsus) ‘ yi sayıyoruz.
Neolitik dönemin geç zamanlarında ölülerini yaşadığı alanların dışına gömen, doğurganlığı nedeni ile kadının önemli olduğu ay kültürünün ağır bastığı yaşam birimlerini de görmekteyiz. 


İÇ MİMAR FUNDA CEYHAN
www.astrologyanalyst.com Yaşam Planı Köşesinden Alınmıştır.
(HER HAKLI SAKLIDIR)